Yiine yeni bir sınav döneminde internetin başındayım,niye böyle oluyor biliyorum bu defa,bu defa biraz karışık ruhum,bi dalgalanıyor şen kahkahalarla,bi de hüzünleniyor en olmadık anlarda...bildiğim bir şey daha var,Yüksel'i özlüyorum!..hayat özlemekle geçer mi?..
hava fena değil Ankara'da,evet daha sıcak günler de olmuştu ama işte idare eder,aslında sevmiyorum bu lafı da!idare eder?yani?.kötü sayılmaz,bununla da yetinebilirim..nasılsın?idare eder..hayat nasıl gidiyor?eh işte ya,uğraşıyoruz=>idare eder!..okul nasıl?fena sayılmaz=>idare eder...niye bişeylerin idare eder olması yeter insanlara?..daha iyisi varken,daha mutlu olmak ya da daha hüzünlü...hayat da sanki siyah beyaz di mi?..neler diyorum yine...biraz renkli bir hayatım mı var ne?..ya da hayat fazla mı cicili bicili ya da ne derler ''ala''...geçmişte yapmadıklarına hayıflanmak aptalca mı gerçekten?..gurur bu kadar da gerekli miydi ki?..delice,çılgınca yaşamalıyım,arada durulmalıyım,arada köpürmeliyim,işte ne dedik zaten!?..yaşamalıyım!...
Grip olmuşum,üzerinize afiyet,şimdi de ellerim üşüdü,burnum ben burdayım,sen nasıl da fark edemedin nefes aldığını diyor adeta!..boğazım lokmaların geçmesine izin vermezken,ciğerlerim biz de burdaydık diyor,ciğer acısı neymiş anlıyorum,en çok öksürüklerim ah canım ciğerlerim dedirtiyor,sahi ya neden şükür hep unutulanlar arasında olmuş?..
arebesk müzik de dinlenirmiş hani...neyi dinliyorsan sonuna kadar hissetceksin,şebnem'i de ferdi'yi de...çerezlik olanlar da işte öylesine...
İstanbul'u özledim...denizi özledim,sanki denizle bir yerde büyümüşüm gibi,ne garip!..ciddi ciddi denizi hissediyorum içimde,ne var ki ilk istikamet Antalya...yapıyoruz bir delilik bakalım hayr ola...ne kafiyeli yazıyorum ya,bir şair edasıyla-falan-lisemi hatırladım,Paydar sürekli falan derdi,ekmek düşmanları -falan-...büyüyorum galiba!..yaşlanmak yok!..
aşık olmak neden bu kadar zor benim içinn?..fırsatları mı değerlendirmiyorum acaba yoksa sahiden değerlendirilmemesi mi gerekiyor?..kimi zaman ???????larla doluyor beynim,kafam çalışıyor mu ne,baksanıza soru üretiyorum durmadan!..
şimdiki evimizden taşınacağız,bakalım Ankara kazan biz kepçe ne zaman bütünleşeceğiz,ne kadar da pahalı kiralar!..
Biraz önce haberleri,şunları bunları okurken,tekrar okuyup her okuduğumda adilikten başka birşey olmadığını düşündüğüm bir olaya ait yazıyı da buraya taşımak istedim..hani tartıştık,düşündük ya SAddam'ın idamını,yapılan pisliği...''Saddam idam sehpasına binbir türlü beddua ve çeşit çeşit hakaretle çıktı...ve yine de bizim kendi başbakanımıza yapılan adiliğin yanıda bunlar iltifat gibi kaldı''...
...Biz de devrik başbakan Adnan Menderes'in 1961'deki idamında "yenilen"i ezmiştik. Hatta Saddam'dan daha insafsızca...
İdamından 4.5 saat önce doktorlar Menderes'i muayene etti. "Sağlamdır. Asılabilir" raporu verilmek üzereyken, Dr. Sedat Tavat "Bir de prostatınıza bakalım" dedi. Menderes "İstirham ediyorum, utanıyorum" diye karşı çıksa da, bir doktor "Eğilin efendim" deyip muayeneyi yaptı.
Not: Prostatın muayenesi, doktor tarafından "rektal tuşe" ile, yani parmağın makattan sokulması şeklinde yapılır.
Girmeyeli ne kadar oldu di mii?..blogculuk işini artık canı istediğinde bişeyler karalamak olarak yanlış bir yolda belki de koşarak ilerlettim adeta!..eh dengesizlikle de bağdaştırılabilir bazen bazı şeyler ya,bunu da eş değerde tutabiliriz,biraz da can sıkıntısı ekledin mi tamamm!...aslında en girmemem gereken zaman şu an!..yarın 2tane sınavım var ve ben tamam söz,gece uyumicam,çalışcam diyerek kaytarıyorum!..gece derken saat 23.10 ve ben çıkana kadar kimbilir kaç 10 dahaolcak...:) misin,:( mısın durumları...neyse bi şiir var,çok hoşuma gitti,Bedirhan Gökçe'den dinlemiştim ama meğer sahibi o değilmiş,paylaşmak istedim,uzun zaman sonra ilk defa;)
SENİN KORKULARINI, BENİM İNCELİĞİMİ..
Tenin tenime bu kadar sinmişken, ömrüm azala azala önümden akarken, gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken... Senin korkularını, benim inceliğimi doldurup yüreğime, bıraktığın boşluğu yonta yonta binlerce heykelini yapacağım.
Senin Korkularını Benim İnceliğimi
Ayrılık ne biliyor musun? Ne araya yolların girmesi, ne kapanan kapılar, ne yıldız kayması gecede, ne ceplerde tren tarifesi, ne de turna katarı gökte.
İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!
İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini, birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine. Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken, duvarlara dalıp dalıp gitmesi. Türküsünü söyleyecek kimsesi kalmamak ayrılık... Saçına rüzgar, sesine ışık düşürememek kimsenin. Çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun. Güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya. İki adımdan biri insanın, sevincin kundakçısı, hüznün arması ayrılık.
O küçük ölüm!
Usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan.
Ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından gidip ağzını yıkadığında başlamıştı... Ben bulutları gösterirken, “bulmacanın beş harfli yemek sorusuna” yanıt aramanla halkalanmış, “Aşkın şarabının ağzını açtım, yar yüzünden içti murt bende kaldı” türküsü tenimde düğümlenirken, odadan çıkışınla yolunu tutmuş, Dağlarda öldürülen çocukların fotoğraflarını bir kenara itip, “bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı? ” diye sorduğunda varacağı yere varmıştı çoktan.
Şimdi anlıyor musun gidişinin neden ayrılık olmadığını?.. bir yaprağın düşmesi kadar ancak, acısı ve ağırlığı olduğunu... Bir toplama işleminin sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını. Boşluğa bir boşluk katmadığını, kar yağdırmadığını yaz ortasında....
Ne mi yapacağım bundan sonra?
Ayak izlerimi silmek için sana gelen bütün yolları tersinden yürüyeceğim önce! Şiir yazmayacağım bir süre, Fotoğraflarını güneşe koyacağım, bir an önce sararsınlar diye... Hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçmeyeceğim. Senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim. Falcı kadınlara inanmayacağım artık. Trafik polislerine adres sormayacağım, Geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye....
Ne yapacağımı sanıyorsun ki?
Tenin tenime bu kadar sinmişken, ömrüm azala azala önümden akarken, gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken.. Senin korkularını, benim inceliğimi doldurup yüreğime, bıraktığın boşluğu yonta yonta binlerce heykelini yapacağım.
Size de oluyor mu hiç?..geliyosunuz,aslında bi konu var aklınızda ama sonra bi bakmışsınız o konuyu bırakıp başka şeylerle uğraşmaya başlamışsınız,ne biliym blogları geziyosunuz,haberleri okuyorsunuz ya da eski yazılarınıza dalıp kendinize geliyosunuz,sonuç olarak yazı yazmayı boşvererek blogdan çıkıyorsunuz...az önce işte yine tam bunun gibi bişey yaşadım,bu defa bişeyler karalicam diyerek pes etmedim tek fark:)aslında parasızlıktan dert yanacaktım:)parayı nereye harcadığımı bilmememden ve bunun beni rahatsız ettiğinden..ama şimdi buna bu kadar değinmenin yetrli olduğunu fark ettim:)..yarın okulumuzda piknik var,bizim topluluk düzenliyor,gitmem gerekiyor ama ben antremanım olduğu için gitmicem(işte aslında bahane arayana bahane çok,hala karar verebilmiş değilim halbukiii)...serendipity diye bir film var,izlemenizi tavsiye ederim,geçenlerde ilk aşkımın ve şimdilik tek,tavsiyesiyle izledim,beni anlicaksın dedi,film beni çok mutlu etti ama ben Onu anlayamadım:)anladığımı sanmıştım ilk etapta ama yanılmışım daha doğrusu...ilk aşkımı hatırlamak,anlatmak bana çok mutluluk verirdi ama şimdi galiba büyü bozuldu:(yaklaşık 5 yıl sonra bi yerden tesadüfler zinciriyle birbirimizi bulmak güzeldi ama...şimdi...kızlarda mı bir dengesizlik vaarr,yoksa ben marjinal dengesizliği en fazla olan mıyım bilmiyorum ki...insan neden çabuk sıkılır?..bana biraz akıl verseniz...ve verdiğiniz akıllarda kendimi bulabilsem...mutlu olmak insanın elinde di mi?..en iyisi gidip kendime bir dondurma ısmarlayım!..sonra da dert yanıyorum para nereye gidiyor diye..işte dengesizlik!..bu arada abim spacesine benim fotoğraflarımı koymamış!..çok teessüf ettim kendilerine,bana bakmasınlar diyeymiş!..komik insan komik karakter diyorum,okuyorsa sevgiler:)
Eflatun'a iki soru sormuşlar.
Birincisi ; "İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışları nedir ? " Eflatun tek tek sıralamış :
- Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki çocukluklarını özlerler... - Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler. Ama sağlıklarını geri almak için de para öderler... - Yarından endişe ederken bugünü unuturlar.Dolayısıyla ne bugünü ne de yarini yasarlar... - Hiç ölmeyecek gibi yasarlar. Ancak hiç yasamamış gibi ölürler...
Sıra gelmiş ikinci soruya ; "Peki sen ne öneriyorsun?"
Bilge yine sıralamış ;
- Kimseye kendinizi "sevdirmeye" kalkmayın! Yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi "sevilmeye" bırakmaktır... - Önemli olan; hayatta "en çok şeye sahip olmak" değil, "en az şeye ihtiyaç duymaktır"..
eminim biliyorsunuzdur ama kendim için..paylaşmak istedim:)...
bir deeee Onat Kutlar'ın bir şiiri var,bu aralar okumaktan ve paylaşmaktan zevk alıyorum ve karşınızdaa
Eylül mezarlıklarından şimdi her gece, ellerinde fenerlerle geçen arkadaşlarım Oturup düşündüm unutkan bir ülke Eylül Herkes unutuyor
ancak bir deniz sofrasında durulunca hazları tenin ve bütün kitaplar hatırlıyoruz.
Ne kadar yoksuluz çocukluğumuzda... Anamızın eteğine doldurulmuş çakıltaşları Güz gelince yeniden ölen çekirge, savruk otlar gizli bir tarihin yarıklarını doldurmak için ırmağın sürüklediği çerçöp, kambur yollarında ceza okullarının aşınmayı önleyen bir avuç kabara ve
anamız şimdi düşünüyorum kimbilir kaç kez yamalı çoraplarla birlikte yeniledi bizi
Islanınca esmer defterleri yüzümüzün bu çamurla kanla alınteriyle gizli bir yazgı çakıyor bir an.
Karanlık feneri ülkemizin... Nasıl bir yalnızlık, unutulmuş bir ışık diliyle çırpınırken biz üstümüze geliyor büyük gemisi geleceğin Bir tenis topu, koşan bir çocuk, bir gözyaşı bile değiliz. Yalnızca bir ağaç ailesi ve bir köşede yıllardır bizi gözleyen hep aynı balta: Dalgınlık!.. Düşünüyorum nasıl budandık bahara ulaşmak için... Şimdi sessiz duruyoruz kıyısında bir düşüncenin unutmamak için,çünkü;unutuşun kolay ülkesindeyiz ölü balıklar geçiyor kırışık bir deniz sofrasından ve ellerinde fenerlerle benim arkadaşlarım durmadan düşünüyorum ne kadar çok öldük yaşamak için!...
Bugün de yine(dünki gibi)zor yazı yazılası bir saatte burdayım,etrafta komik insanlar var,ufacık diyebileceğim çocukların da delikanlı gibi davrandığı bi döneme mi geçtik acaba diye düşünüyorum,bakıyorum yok diyorum daha atlayamamışız,hala çocuksu neşelerini kaybetmemişler çok şükür,sadece örnek aldıkları ''harbi delikanlı''=>bu onların deyimi,abilerine biraz daha benzeme çabasındalar...Neyse diyorum,özlerine dönmeleri belki zor ama imkansız değil;)Bi kaç gündür Ankara'da sıcak denebilecek bir hava var,Ankara ayazını bilenler bu havalara şükrediyor,biz de şükredenler arasındayız:)ara sıra doğalgazımız bitip soğukta kaldığımızdan olsa gerek,güneş görür görmez ellerimizi açıyoruz semaya:)
Bu aralar aklım nerelerde bilmiyorum,cumartesi gününden beri telsim hattım takılıymış ve ben bunun farkında değilim,avea hattımın takılı olduğunu zannediyorum!..aslında hergün konuşuruz mutlaka annemle,babamla ama son 2 gündür aksilik üstüne aksilik deebilecek olaylar zinciri nedeniyle konuşamadık,sonrasında bi aradım,yazık anneciğim nasıl meraklanmış...Bazen anneler komik mi oluyor ne?..bana diyor ki olur olur dedim,acaba doğalgazdan fln mı zehirlendiler!...Bu yüzden mi derler anne olmayan annelik nedir neler hissettirir bilemez diye...(gerçi bunun bi de karşıtları var,ne bu muhabbet ona kalırsa baba olmayan da babalık nedir bilemez diyenler,bu grubu da göz önünde bulundurarak son veriyorum bu muhabbete de...)buradaaaan annelere sesleniyorum,please biraz daha azz panicc!...sizi az çok bildiğim için no panic demiyorum,ne kadar düşünceliyim reklam olsun,örnek olsun;)neyse ben yine çıkmak zorundayım,aslında zorunluluk değil de çıksam iyi olur,nedense herşeyden çabuk sıkılmaya başladım...son demeden önce hoşuma giden bir yazıyı da dipnot olarak ekliyorum:
Iki sey insani "nitelikli insan" yapar:
1 Iradeye hakim olmak
2 Uyumlu olmak
Iki sey "ekstra deger" katar:
1 Hitabet ve diksiyon egitimi almak
2 Anlayarak hizli okumayi ogrenmek
Iki sey geri birakir:
1 Kararsizlik
2 Cesaretsizlik
Iki sey kasif yapar:
1 Nitelikli cevre
2 Biraz delilik
Iki sey omur boyu bosa kurek cekmemeni saglar:
1 Baskin yetenegi bulmak
2 Cidden sevdigin isi yapmak
Iki sey basarinin sirridir:
1 Ustalardan ustaligi ogrenmek
2 Kendini guncellemek
Iki sey basariyi mutlulukla beraber yakalamanin sirridir:
1 Niyetin saf olmasi
2 Ruhsal farkindalik
Iki sey milyonlarca insandan ayirir:
1 Sorunun degil cozumun parcasi olmak
2 Hayata ve her seye yeni (ozgun,orijinal,farkli)bakis acisiyla yaklasabilmek.
Iki sey gelismeyi engeller:
1 Asirilik (mubalaga,abarti,ifrat,tefrit)
2 Felakete odaklanmis olmak
Iki sey cozum getirir:
1 Tebessum (gulumseme,siritma veya kahkaha degil!)
2 Sukut (susmak)
Iki sey"kalitesiz insan"in ozelligidir:
1 Sikayetcilik
2 Dedikodu
Iki sey cozumsuz gorunen problemleri bile cozer:
1 Bakis acisini degistirmek
2 Karsindakinin yerine kendini koyabilmek
Iki sey yanlis yapmani engeller:
1 Sahis ve olaylari akil ve kalp suzgecinden gecirmek
2 Hak yememek
Iki sey kisiyi gozden dusurur:
1 Demagoji (laf kalabaligi)
2 Kendini agira satmak (ovmek,vazgecilmez gostermek)
ne kadar zaman oldu buraya girmeyeli bilmiyorum kiii:)aslında hiç giresim de yoktu ama ah ceydaaa ahh ceydaceydaaaa:):)şu prewar.blogcu olayı çok hoşuma gitti karar verdim bloga dönüyorum:)hazır sınavlarım da bitmişken yani en azından bitmiş sayılabilirken...;)ama şu yazımı bile rahat bırakmıyolar ki coşkuyla sular seller gibi yazayım!...aaaaaaaaa!!!!.....kal geldiii:P
neyse ben önce engin fikirlerimi akadaşlarıma arz edeyim,siz sevgili blogcu arkadaşlarım için de daha geniş bir vakit ayırayım en iyisi...en ama en kısa zamanda görüşmek üzere,meselaaa....yarın:)ya da en geç bi sonraki gün...o zamana kadar sevgiyle kalın ,biraz asabi takılmanızda sakınca yok,keyfinize bakın!..muck
aslında bişeyler yazmak için gelmiştim ama gelin görün kiii hiç dermanım yok,ya öyle böyle değil açım hakkaten:( walla Allah kimseyi açlıkla terbiye etmesin(amin)diye bu yüzden denmiş heralde...bu aralar birileri hayatıma girmeye çalışıyolar,bilmiyorlar ki hiiç zamanı değil,söyleyince üzüyosun diyolar,söylemesen olmuyo...amaann!gelmeyin kardeşim ramazan ramazan..neyse asi ve mavi beni buluyo şu iki gündür,özlemişim de zaten dinlemeyi,bilmeyenleriniz var mı bilmiyorum ama lütfen dinleyin,gerçekten hem müziği hem sözleri çok güzel...çok uykum var,uyumaya geçmeden önce siz sevgili blogcu arkadaşlarımın RAmazanını kutluyorum,
HOŞGELDİN YA ŞEHR-İ RAMAZANN!...
kendinize çook iyi bakın tamam mı?şimdilik hoşçakalın,biliyosunuz bu aralar boğuşmadığım şey kalmadı,hep kısa kısa meraba diyebiliyorum,yakında düzelecek inş.,sevgiyle kalın;)
Bugün kederliyim, beterim bugün Sesime ses değse çığlık oluyor Üşüyor toprak, taşlar üşüyor Vuslatı yakın eden yollar üşüyor
Yumma gözlerini, uyuma bugün Bütün gölgeler akşam oluyor Üşüyor yaprak, dallar usuyor Savrulup yirtilan ruzgar üşüyor
Oysa ben senden neler neler isterdim Senli sevdalarda doğmak isterdim Sabahlar isterdim, asi ve mavi Büyüsün isterdim ışığın rengi
Ama gel gör ki kötüyüm bugün Sesime ses değse çığlık oluyor Üşüyor toprak, taşlar üşüyor Vuslatı yakın eden yollar üşüyor
Yumma gözlerini, uyuma bugün Bütün gölgeler akşam oluyor Üşüyor yaprak, dallar usuyor İçimde kış gibi bir mevsim üşüyor
Oysa ben senden neler neler isterdim Senli sevdalarda doğmak isterdim Sabahlar isterdim, asi ve mavi Büyüsün isterdim ışığın rengi
fonda çok sevdiğim bi parça,başladım yazmaya....görecek günler var daha gönül aldırma...aslına bakarsanız umutsuzluk değil içimdeki,ne hikmetse beceremiyorum umutsuzluğu...ama öyle kırıldı ki içim...bazen olanla görünen farklıdır,demiştik ya zaten
farklıdır ya herkes
farklı tondadır her renk ve de ses...
ne niyet aynıdır, ne özlem, ne heves, ne de genize dolan peşpeşe iki nefes. her şey kendi işlevinde farklı hızda varır menzile...
böyle de böyle olmasına işte...öyle zaman geliyor ki yok artık diyorsunuz,bu kadarı da fazla...hele %100 haklı olduğunuzu biliyorsanız...gerçi kim %100 haklı olabilir di mi pencereler farklıyken...herkes kendi kafasında bişeyler kurgularken senin hikayen belki masal gelir onlara...ama şunu iyi biliyorum ki kimse mevkisine makamına güvenmemeli...hem sonu var,hem de çoğu zaman bi üstü...neyse işte demek ki olmuyo dertsizim diye dolanmak,bi açıklık buluyo sorunlar dalıyo içeri...herşey geçiyor ne var ki,bende konaklamayı düşünüyosa yanılıyor yani...işte hep derler üniversite hayatı öğretir diye...walla hayat bu mu ya da bana bunları yaşatan ünv. mi bilmem ama bişeyleri öğrendiğime eminim artık...ve daha öğrenecek çook şeyim olduğunu da biliyorum...işte bazıları canını yaksa da beni eski benden bir fazla yapıyor her defasında...
Önce savruldum yok oldum Sonra dinlendim duruldum Ve her giden parçam yerine Yenisini doğurdum
Daha güçlü, daha sakin Daha mutlu, daha suskun Daha olgun, daha kırgın Daha yalnız, daha yorgun...
tam olarak böyle olmasa da he diyesim geliyor işte anlattıklarına...dedim gittiii;)
hayat zaten adil değil,adaleti isteyeceğimiz yer de burası değil...yine de gurur duydum kendimle,baba dedim güzel yetiştirmişsin beni...hakkını sonuna kadar savunan,boyun eğmeyen,inatçı bi kız olup çıkmışım haksızlıkları yuhlarken...davulun sesi yakınımdayken de aynıydı üstelik...
iyi ki doğdum,iyi ki varım;)
oof of...ben kaçayım artık en iyisi,zaten öyle dolu ki beynim ne yazdığımı da bilmiyorum tam olarak...işte yine ordan burdan oldu galiba...yok ama bu haldeyken fazla atlayamam daldan dala..e okuyunca görcem ne yapmışım ne yazmışım...dün bi arkadaşım dedi ki,unutma bugün üzüldüklerine zaman geçtiğinde güleceksin...yok arkadaşlar böyle değildir durum esasında...bazen de yaşadığın hüznü hatırladığında,zaman ne kadar geçerse geçsin yine hüzün dolar yüreğine...işte ben derim ki eğer bugün üzüldüğün şeye yıllar sonra üzülmeyeceğini görebiliyorsan şöyle bi uçtuğunda atiye,o zaman kabullenirsin,yaşarsın seve seve acını...eğer üzüldüğün şey hep buruk bir acı bırakacaksa sende o zaman bugününü mahvetmenin bi anlamı yok,halledebildiğin kadar uğraşcaksın,sonrasını bırakacaksın yaradana...ben de öyle yapıyorum şimdilik...eğer bir değişiklik olursa bu olayla ilgili,koşarak gelcem yazmaya;)
aldırma gönül aldırmaaaaa...
Parçalandım Ve her bir parçam ayrı yere bıraktım
Birini açık denizlerin en derin yerine attım Kürek çektim, uzaklaştım, dönüp arkama bakmadım bile
Birini yüksek dağların zirvesine çıkardım Hiç kimse kurtarmasın, kurda kuşa yem olsun diye
Birini hiç unutmadığım o küçük şehirde bıraktım Dönemedim, kimbilir, belki dönsem de bulamazdım
Önce savruldum yok oldum Sonra dinlendim duruldum Ve her giden parçam yerine Yenisini doğurdum
Daha güçlü, daha sakin Daha mutlu, daha suskun Daha olgun, daha kırgın Daha yalnız, daha yorgun
Birini tandık bir vişne ağacının dibine ektim Soramadım filizlendi mi, sürgün verdi mi
Birini çok sevdiğim bir dostta unuttum istedim, geri vermedi, meğer benden pek haz etmezmiş
Birini büyük bir aşk uğruna ateşlere attım Bilerek, isteyerek, ama asla pişman olmadım....